Lilypie 3rd Birthday Ticker

28 Aralık 2009 Pazartesi

AZICIK FELSEFE

Hayat ne kadar uzun,ne kadar kısa....
Hayat ne kadar sahte, ne kadar gerçek...
Hayat ne kadar tatlı, ne kadar acı...
Hayat ne kadar anlamlı, ne kadar anlamsız...
Hayat ne kadar yaşanası, hayat ne kadar çekip gidilesi...
.................
Ahhhh hayat ahhhh...
................
Şu haber bültenleri beni ne kadar yorar oldu. Yaşlandıkça ağırlaştı mı yükümüz,çöktü mü omuzlarımız, tükendi mi sınırsız tahammülümüz bilemiyorum. Yoksa dünyanın da mı gücü kalmadı,tüketti hepsini.
Bakıyorum bir yanda yediği yemeğe binbir türlü kulp takan insanlar, bir yanda açlıktan perişan olanlar;diğer yanda hastalıktan kıvrananlar,ilaç,hastane eziyeti çekenler, vatan için çalışanlar,ÖLENLER.....bir yanda vatan haini olanlar....
Bir yanda herşeyin ama herşeyin sahtesini üretenler...
Şöyle bir bakınca sahte rakı,imam,doktor,sahte süt, meyve, sahte ilaç.... ne bileyim akla gelen ne varsa.
Öyle yorucu ki.
Bu namussuzlukları yalan dolanları ihanetleri hainlikleri dışardan izlemek varolduklarını bilmek bile yorucu.
....
Hani herşey güzele gidecekti?
Türkiye kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi olarak tanımlanırken, köylü milletin efendisi iken, ektiğine diktiğine güveniliyorken.... herşeyin sanayileşme ile birlikte daha iyiye gideceği refah seviyesinin artacağı söylenirdi.
Artık Türkiye kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi değil, sanayileşme hızlandı,gelişti.
Köylerde bile tarım ürünleri marketlerden alınır oldu. Her evde televizyon,telefon,internet v.s teknolojik donanım var. Hatta herkesin birey olarak bir evi var.
Annelerimizin anneannelerimizin anlattığı eski usul eltilerin ve kayınvalidelerin aynı evde yaşadığı dönem çoktaaan bitti.
Bırakın aynı evde iki elti yaşamayı artık birey olarak herkesin ayrı bir evi var.
........
Eskiden herkes aynı evde, aynı sofrada, aynı çanakta yemek yerken, aynı telefonu paylaşırken gelişen teknoloji herkese bir telefon,herkese bir ev, herkese birey olarak bir araba verirken neleri aldı götürdü?!
...
Teknolojiyi arada kaybetmek güzel olurdu çocukken elektrikler kesilince. Evde güzel bir hava olurdu. Elektrik olmayınca televizyon yok. Güzel bir sohbet başlardı en derininden, en tatlısından.
Gölge oyunları oynanırdı mum ışığında...Herkes biribirine daha yakın oturur,daha samimi olurdu:)
Ve bir anda elektiriğin gelmesiyle büyü bozulur herkes yine televizyondan iki yanını görmez olurdu.
Şimdi o günleri bile arar olduk.
Bilgisayar televizyonlu günlerde kalan minik boşlukları da doldurdu. Bize kalan ne bilmiyorum.
.........
Tabi bu akışın önünde durmak kendini soyutlamak mümkün mü, değil. Ama arada bir geçmişle bugünü ve geleceği kıyaslayınca çok yorgun hissediyorum kendimi.
....
Bazen dümdüz yeşil bir alanda karmaşadan uzak derin bir tefekküre dalmak hiiiiiç buralara gelmemek istiyorum. Bazen bir yağmur damlasının yere düşüşünü izlemek,bazen bir ağacın mevsimler boyu yaşadıklarını resmetmek, akan berrak suların içinde kaybolmak istiyorum.

Ahhh bazen ruhumu dinlendirmek içimdeki tüm kötülükleri geçmişte,hatta hiçlikte bırakmak iyilikle dolmak iyi olmak istiyorum.
.....
Arada bir bu dünyadan ve hayattan kısa bir mola istiyorum:)

18 Aralık 2009 Cuma

İN THE ARMY NOW!


Hüznün ağırlığı çöktü omuzlarına önce. Eller öpüldü, dualar edildi, yürekler buruk... Son bir bakışla sıcacık BABA OCAĞINI süzdü. O sert bakışlar yumuşadı,masum bir bebek oldu sanki.İnanılmaz bir nur sardı yüzünü... Boynundan çıkarıp al bayrağı sonraki yolcuya devretti.Gururla okudu İstiklal Marşını. Gözyaşları sel oldu,yürekler çoştu.

......

Bir an durdurmak istedim zamanı,geriye döndürmek belki. Hayat kaynağımızın hayatta olduğu günlerden birgün olsun istedim gidişi.

.........

GİTTİ.

Kalbimden yüreğimden ciğerimden bir parçayı da alarak GİTTİ. ..

Rabbim sağsalim dönüşünü görebimeyi de nasibetsin. İyilerle ve iyiliklerle karşılaştırsın.

ALLAH KAVUŞTURSUN bizi... ve tüm ayrı kalanları. CANIM KARDEŞİM ASKERLİĞİN HAYIRLA BAŞLAYIP HAYIRLA BİTSİN İNŞALLAH.

(Uzun zamandır uzak kaldığım blog arkadaşlarıma sevgiyle...)

01 Kasım 2009 Pazar

FARMVİLLE

Son günlerde beni benden alan, içimdeki çiftçiyi açığa çıkaran, bahçe özlemimi sanal da olsa hafifleten oyun...

Nasıl başladım nasıl oldu bilemiyorum ama oldu.

Çok zevkli.

Sanal ortamda çilekleriniz dakika dakika büyüyor, yetişiyor, satıp para kazanıyorsunuz.


Paranız arttıkça bahçeniz genişliyor filan, gerçekliğe yakın olması bağlayıcı oluyor.

Uygulama facebookta oynanıyor.
Eğer ilgilenen varsa NEİGHBOR (komşu) olabiliriz:)

Dünyada da ahirette de iyi neighborlar dilerim herkese.(Malum ev alma neighbor al demişler......)

24 Ekim 2009 Cumartesi

TÜRK SANAT MUSİKISİ:)

Üstelik gitar eşliğinde:)

....................
Seminer döneminde okulda çekilmiş bir fotosu YAVRU KUŞUN.
..................
Nar tanem nur tanem bir tanem azcık hasta oldu. Burun akıntısı ve öksürük vardı, şimdi daha iyi çok şükür.
.................
Eve geldiğimde kapı açılınca ÇOOOOOOK ÖZLEDİM diye koşan bir bekleyenimin olması hem çok hoşuma gidiyor, hem de içimi burkuyor.
.
Geçen sabah 6:45 gibi evden çıkarken arkama dikilmiş sessizce: ANNE BENİ DE DÖTÜR demez mi?
.
Oyyy oy içim eridi. Ne zor bu ayrılıklar...
Nereye gidiyorsun, gitme aşamasını geçti anladı ki annenin kalacağı yok bari o da gelsindi. Yavrucuğumun bulabildiği çözüm.
................................
Burak:
_ Bak baba bak annem ne yapmış?
Baba:
_Ne yapmış oğlum?
_Köftenin içine çiçek koymuş.
(Çiçek dediği de maydanoz)
..............................
Eve yorgun ve uykusuz gelen annenin kanepede gözleri kanlamış bitkin olduğunu gören Burak:
_ Anne annneeee ağlama, üzülme.
_Ağlamıyorum oğlum.
_Ağlıyorsun işte bak gözün ağlamış. Ama ağlamasana.
_Tamam ağamıycam annem.
(teselliye devam)
_Ben seni hiç bırakmıycam annecim, hep yanında olcam, tamaaaam mı?
...............................
Babasını uyandırmaya ikna edemeyen Burak annesini uyandırıp kaldırınca:
_Bak baba annesi çok akıllı bak nasın kalkıyo gördün mü nasın kalkıyo?
..............................
Akıllı mı fedakar mı?
Tüm akıllı annelere sevgiyle.....

15 Ekim 2009 Perşembe

YAZIK DEĞİL Mİ BU AYAKLARA?


Bu ayakkabıları ilk gördüğümde içim bir tuhaf oldu. Sanki yaratık gibi. Resimden dolayı değil sadece şekli itibariyle de öyle genetiğiyle oynanmış hormonu yiyecekler gibi.
Ayyy valla bunlarla yürüyenlere ne demeli bilmiyorum yazı bile az kalıyor...

Ay hele şu şıklığa bir bakın. Çok severim ince topuk sivri burun zarif ayakkabıları. Ancak bizim gibi uzun süre ayakta kalan(okulda) bayanlar için pek uygun değil. Daha doğrusu biraz yorucu.





Ahh bu da rahatlığın zirvesi: King paola kimalı ayakkabı. İki sene önce tanıdım kendilerini. Klima özelliğini pek farkedemesemde yumuşacık ve çok ama çok rahatlar. Uzn süre ayakta olanlara kesinlikle tavsiye ederim.



Hem rahat hem şık olmak adına atılmış bir adım, dolgu topuklar.
Bu tarzla Kadıköy salı pazarında tanışmıştım. Sonraları bulmakta zorlandım ama son günlerde pek yaygınlaştı.
Yalnız yükseklik olarak yine de ayakları biraz yorabiliyor. Denge açısından kolaylık sağlıyor tabi.




Ah bu da benim Trakyalı yanıma hitap eden bir model. Üç kuruş fazla olsun kırmızı olsun diyorsanız eğer...
Gelin ayakkabım da dolgu topuktu.
Hem boy açısından da kurtarıcı oluyor.
O ilk fotodaki çılgınlara duyurulur:)



10 Ekim 2009 Cumartesi

MUZİP BİR YAVRU KUŞ

Canı yorganaltı oyunları oynamak isteyen Burak:
_ Anne beni ölt, çok üşüyolum.
(Kaale alınmadığını görünce)
_Gelçekten bak çok üşüyolum. Hastacık olcam şimdi gölcen.


_Hala öltmedin anne, anneeee.
_Anneeee öltsene üstümü.




_Anne bak ayaklalım BUŞŞ olmuş, dondum ben.
(Temmuz ayında böylesi laflar eden oğluna inanamayan anne dayanamayıp Yavru Kuşun ayaklarını eller. Ama olan olmuştur iki fingirdek artık yorganın altındadır. Çünkü hava çoooook soğuktur....... :) :) :)

05 Ekim 2009 Pazartesi

BURAK MISIR SEVER



Mısır tarlasına heyecan ve merak içinde gidilir.
Acaba mısırlar olmuş mudur?
İlk olarak test edilir olmuş mu diye. Nasıl mı, üstündeki kat kat kısım püsküllerinden aralanarak bakılır. Eğer tane tutmuş sararmaya başlamışsa ne ala.
Közlenmiş mısır, küllü mısır, haşlanmış mısırdan en çok haşlanmışını severim.
Aaa bir de patlamış mısır vardı, ona da bayılırım.
Burak yavru kuşusu da çok seviyor mısırı.
İçinde dolaştığımız bu tarladaki mısırlar henüz olgunlaşmamıştı, yeni yeni tane tutmaya başlamıştı(fotonun çekildiği tarih yazın başları tabi)
Daha tam olgunlaşmasalarda bir kaç tane bebeler için toplandı.
Tanesizde olsa bayıla bayıla kemirdi durdu yavru kuşusu, minik kuzusu.
.
.
.
.
.
Yaa bir konuda yardıma çok ihtiyacım var: Bloga yeni birşeyler eklemeye çalışıyorum da. Daha doğrusu HTML diye bir yer varya oraya bir kod.
Nasıl yapıcam?
Kopyalayıp o sayfada nereye yerleştiricem?
Çok denedim ama yapıştırdıktan sonra ya kaydetmiyor ya da kaydetse bile sayfada görüntülenmiyor.
Sanırım yanlış bir yere yaıştırıyorum.
Nasıl yapılmalı? Nereye yapştırılmalı?
Lütfen bir bilen vardır diye umut ediyorum.
Sevgiler